Kawasaki ZX-10R VS Alfa Romeo MiTo SBK

 “Sizin sağ ya da sol görüşlü olmanız beni enterese etmiyor. Önemli olan düşüncelerinizde dürüst olmanız ve insanlara, olaylara karşı hakkaniyetli bir yaklaşım geliştirmenizdir”

Cristiano Lucarelli

Geçen canım kola çekti. Baktım evde yok, dur dedim dışarı çıkayım. Hem hava olmuş olurum. Neyse çıktım dışarı, mahalleyi ufaktan bir kolaçan ettim. Kimsede sıkıntı yok, işler gıcırında. Daldım bakkala bi tane kola aldım teneke olanlarından. Favorim şişe koladır, ama lanet gelsin zor bulunuyor. Mecburiyetten dolayı tenekede içiyorum. Aslında 50 kuruş daha koyup 1 litre de alabilirdim ama onun tadı tutmuyor, teneke gibi olmuyor. Sonuçta dar gelirliğin alemi yok, alırım delikanlılar gibi teneke kolamı içerim. Lan konu nerden nereye geldi, burdan koka kola’nın gizli formülüne kadar gideriz. Hem ben bu yazıda sosyal mesaj verecektim, konu çok dağıldı. Hemen toparlıyorum.

Aldım teneke kolamı, tam açıyordum hop yere düştü. Bir sherlock holmes tribine giremeden kolayı açtım. Sonuç: adeta bir etna yanardağı gibi fışkırdı. Tüm gazı kaçtı amk, ellerim şekerimsi bir hal aldı. Ağız tadıyla bir kola bile içemedim. Halbuki monoton yaşantıma renk katmıştım böyle olmamalıydı. Sonra sikerim kolasını deyip bi sigara yaktım, başladım kafamda kurmaya. Aslında bizi önce yere düşürdüler, sonra tekmelediler, yetmedi havada combo vuruşlar yaptılar. Bi gaz bile çıkaramadık, tepkimizi belli edip köpüremedik bile. Vücudumuzun tek ses çıkaran yeri götümüz olmuştu. Benzin 5 lirayı geçmiş, euro-dolar tavan yapmış cepte para yok… Sigaram bitmek üzereyken sanane amk dedim içimden milleti sen mi kurtaracan? Apartman yöneticisi mi olucan? Sen misin lan köyün delisi deyip sigaramı artisitik bir şekilde fırlatıp evin yolunu tuttum.

Spoiler => ADAM OLCANIZ KABADAYILIK YAPMICANIZ!! O KADDAAAARRR!!!

Gelin lan beyin fırtınası yapıyoruz. Ama bir şey rica edicem, bu yazıyı yazarken düz mantık insanlara hitap etmek istemiyorum. Hayata dümdüz bakan insan, her şeyi kuralına göre uyan insanlar bir zahmet uzaklaşsın. Amacım size bu yazıyı sonuna kadar okutup o önemli zamanınızı çalmak değil. İşiniz gücünüz yoksa gelin okuyalım, takılalım. Çünkü ben de şu an bu cümleleri yazarken tek satır bile silmiyorum.

Bir insan niye bu yazdıkları mı okur ki? Yoksa beni çok seviyor dur bakayım ne yazmış diye mi? Gecenin bu saatinde yapacak bir iş olmadığı için mi? Bilmiyorum ama buraya kadar geldiysek frekansı bir şekil kurmuşuzdur. Arada sırda ilgini çekmek için FONTU BÜYÜLTEBİLİRİM (Sadece burayı okuyanlar ne tembelsiniz lan, şurda 2 dakka aforizma yapıcaz, bırakın saçmalayayım). Bak müdür bu linke zorla tıklamadım, kendi hür iradenle tıkladın niye küfrediyorsun ki? Tamam lan devam ediyorum. Düz yaşamdan bahsediyorduk. Düz büyüdük kabul ediyorum, Millet neder korkusuyla yaşadık. Sevmişim milleti ama bazen sınırlar belliydi, bazen iki ülke arasına düşen yaralı askerler gibiydik. Bizi nereye gömeceklerdi? Niye gömsünler olum öldük mü biz?

Düz yaşamaktan kastım monoton bir yaşantı değil. Koyun gibi otlamak, diğerini takip etmekten bahsediyorum. Mesela benim adım Serhat, lakabım dövüş manyağı bazı kesimler beyin de diyor. Hani şu ninja kaplumbağalarda ki pembe renkli, dev gibi bi robotun içinde yaşayan elemandan bahsediyorum. En sevdiğim film Fight Clup. Ikea’dan aldığım bilgisayar masasının taksitleri bittiğinde evimi uçurmayı düşünüyorum.

Cidden ben bu tabuların yıkılmasını istiyorum. Bilinçaltı nisancılığı yapıp headshot yapmak gibi bir niyetim yok. Ama eminim bir yerlerde kaldırım çizgilerine basmadan yürüyen insanlar var. Hayatını etkileyecek bir sınava girdiğinde içinden sevdiği reklam jingle’ını mırıldayan insanlar da var ( Örnek olarak KOÇTAŞ’A GİDİYORUM, EVİMİİİ ÇOOKK SEVİYORUUUMMM) Aslında bunları yazarken bir font müziği oluşturmalıydım. İsteyen Iron Maiden’dan Brave New World’ü çalabilir. Buraya koymuyacam merak eden malum yerlere yazıp dinlesin.

İyi oldu, çoktandır buraya bir şeyler karalamıyordum. Şu an ızgara da ızgarada ki dayının tezgaha vurma seslerini, bir yandan abart egzozlu şahinin gezmesini hiç kafaya takmıyorum. Tek sıkıntım tuvalete gidip işemek. Ama olsun hayat çok güzel. Neyse ben gidiyorum önce işeyecem sonra kendime bir tek daha doldurucam. Unutmayın arada olur öyle, günde bir kere yıka bulaşıkları makinede:)

İnsanları minicik beyninizde fişlemeyin, unutmayın ki insanlar doğarken seçim şansı yoktur.

(via ayck)

"Herkesi dinlersen senin hayatın olmaz. Başkalarının standartlarıyla yaşamaya mahkum olursun. Ben eğer çevremdekileri dinleseydim Altın Elbiseli Adam olmayacaktı." Barkın Bayoğlu

Neden mi 1000 cc ?

Hiç aklının yetişemeyeceği bir hızlanma yaşadın mı hocam?

Ne kadar hızlı 10’a kadar sayabilirsin?

Bu kadar hızlı? (içinden say hocam 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10)

Biraz daha hızlı (say say çekinme 1-2-3-4-5-6-7-8-9-10)

Şimdi biraz daha hızlı (1-2-3-4-5-6-7-8-9-10)

O kadar hızlı say ki kelimeler yuvarlansın.

İşte 10’a kadar içinden tam gaz sayarken sürdüğün motorun 0’dan 100’e çıktığını düşün.

HAYIR Çok açma gazı! 1 ve 2 ‘de gazı çok açarsan tekere gelir:

O göklerden gelen dalışa geçmiş STUKA gürültüsüyle.

İçin titrer.

Sırf senin değil etraftaki her canlının.

Ense tüylerin diken diken olur. Aklının alamayacağı bir hızla bedenin bu dünyada yer değiştirmiştir.

Sonra frenlere dokunursun. Hayır hayır sakın basma frenlere! Sadece dokun ve cihaz burun üstü dalışa geçsin. Bıy bıy bıyb bıy. Kafandaki kan alnına toplanır. O markadaki motorların en iyi frenine sahip olan cihazdır sürdüğün.

Sonra virajlara girersin: Amanin boo, 150 küsür tane atın tepişini yola aktarışı çok acayiptir.

Viraja girmeden bakışını çevirdiğin yere düşünce gücüyle gittiğine inanamazsın. Çıkışta ise gazı açtığında o 150 küsür beygir arka lastiğini kasnağından sıyırıp atmak için zorlar durur. 1000RR’ın arkası virajda sen gazı açtıkça daha çok kayar, gidonu ters tarafa daha çok kırarsın hem çok korkarsın hem de keyiften uçmaktasındır.

İndiğinde dişlerin hala birbirine vurmaya devam eder.

Sanki daha demin b-17’ne saldıran Zerstörer’lerin mermileri yanından vızıldamıştır.

Ölüm çok yakınından geçmiştir. İçin için yaptığının tehlikeli olduğunu bilirsin hafiften miden burulur.

Sürüş bittikten 5 dakika sonra hala istemsiz olarak karnının kasıldığını hissedersin.

Normalde 2-3 dakikada motora ve sürüşe ısınırken bu cihazla en az 15 dakikada hızlanma ve frenleme süre/mesafelerine insan aklı adapte olabilir.

İmha olmadan onu sürebilmek için, sırf motorun değil senin de uzun bir ısınma/alışma sürecine ihtiyacın olur ve bu her sürüş günü için geçerlidir.

Bunu bir an unutursam… kıp…

…ışıklar (gözünün feri) söner.

Sonra bindiğin motora bir daha bakarsın:

Belki de çirkindir.

Fakat daha önemli bir detay vardır. 50-60 yıldır motosikletle ilgili öğrendikleri her şeyi bu cihaza koymuştur adamlar. Bu motor geliştirilene kadar nice isimsiz yarışçılar ölmüş, nice terler dökülmüş, nice kahramanlar siyah beyaz fotoğraflara dönüşmüştür (Seven Samurai misali).

Sadece senin için değil, bunu çizen, tasarlayan, üreten ve toparlayan adamlar için de o şirkette en önemli motosiklet budur.

Diğer motorların hepsi bunun yancılarıdır, yalakalarıdır, teferruattır.

Her ne marka seversen sev, hangisini tercih edersen et, o markanın Kralı, o markanın Superbike’ıdır.

Gerisi hoş ve boştur.

Zaten her sürüşünde ya da her o motoru sürdüğünü düşündüğünde, sırtından inen soğuk terler, sana bir ejderhaya sahip olduğunu hep hatırlatır (Sen de Dragon Rider).

Sonra işin ego sıvazlama kısmı gelir. Gittiğin her yerde bir başka itibarın olur. Ortalık 600’lük ibiş Luke Skywalker’lardan, Jar Jar Binks’lerden geçilmezken, sen bir kenarda Bobba Fett gibi, Darth Vader (Do not underestimate the Dark Side) gibi olursun. Eğer zaten Superbike kullanan cambaz, “Tarzan ince dallarda” tipi adam varsa ve soyadı Rossi, Checa falan değilse ömrü uzun olmaz.

Hah bir de Superbike sahibi olduktan sonra fuarların, motosiklet muhabbetlerinin hiçbir anlamı kalmaz. Motor sürüyorum diye konuşanları dinlersin, boş gelir her şey. Hiç böyle bir şey sürmemişlerse anlatamazsın. Anlamazlar. İçin için “bir bilseler” dersin, “bir sürseler”.

 

Barkın Bayoğlu (Altın Elbiseli Adam)